|
BOĞAZ GEZİNTİSİ
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen;
Boğaz'dan yalılar geçiyor,
Toplamış buralardan eteklerini...
Dairesine çekilen bir saraylı gibi
Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor
Bırakıp bu sessiz gecelerini.
Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar.
Ortaklığı ayrılmış kıt'aların
Anadolu günden güne Rumeli'ye küsmüş...
Bugün biz değiliz bakan yalılara;
Yalılar boynu eğik bize bakıyor
Biz değiliz sarkan hatıralara..
Göğüs gererek dalgalara
Yalılar bir hayal için denize sarkıyor
Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor.
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Yazan:Özdemir Asaf
İSTANBUL ŞİİRİ
Boğaz hattına,Adalar'a giden vapurlar
Kadıköy'e,Üsküdara giden vapurlar
Kaç yolcu taşır
Kaçı gençtir,kaçı ihtiyardır bunların
Kaçı sevdalı,kaçı bahtı karalı
Kaçı işli,kaçı işsiz,kaçı ayık,kaçı sarhoştur
Kaçı umutlarını yitirmiştir bir yerlerde
Kaçı umut yolculuğuna yeni çıkmaktadır
Sen iyi bilirsin be İstanbul
Sen anlat
Yazan: Nuh KENİŞ
BEN DENİZE HASRET
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
Bakar bakar ağlarım.
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinların en harelisi…
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara !
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer,
Köpükler ki insanlara
Zinaları ayıp değil.
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.
Orhan Veli Kanık
HASRET
"DENİZE DÖNMEK İSTİYORUM!
MAVİ AYNASINDA SULARIN
BOYVERİP GÖRÜNMEK İSTİYORUM!
DENİZE DÖNMEK İSTİYORUM!
GEMİLER GİDER AYDIN UFUKLARA GEMİLER GİDER!
GERGİN BEYAZ YELKENLERİ DOLDURMAZ KEDER.
ELBET ÖMRÜM GEMİLERDE BİR GÜN OLSUN NÖBETE YETER.
VE MADEM Kİ BİR GÜN ÖLÜM MUKADDER;
BEN SULARDA BATAN BİR IŞIK GİBİ
SULARDA SÖNMEK İSTİYORUM!
"DENİZE DÖNMEK İSTİYORUM!"
“DENİZE DÖNMEK İSTİYORUM!"
Nazım Hikmet
|
BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ
Rüzgâr,
yıldızlar ve su.
Bir Afrika rüyasının uykusu
düşmüş dalgalara.
Işıltılı, kara bir yelken gibi ince
direğinde geminin.
Geçmekteyiz içinden bir sayısız
bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin.
Yıldızlar
rüzgâr
ve su.
Başüstünde bir gemici korosu
su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor,
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi
su gibi bir türkü.
Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok!
İnmedi bir gün bile gözlerimize
bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.»
Bu türkü
diyor ki,
«Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz
ölümün önünde sigaramızı.»
Bu türkü
diyor ki,
«Çizmişiz rotamızı
dostların alkışlarıyla değil
gıcırtısıyla düşmanın
dişlerinin.»
Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek..»
Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük
ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
dümen suyumuzda sürüklemek denizi..»
Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar
rüzgâr
ve su...»
Başüstünde bir gemici korosu
bir türkü söylüyor;
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi,
su gibi bir türkü..
Nazım Hikmet
İSİMSİZ ŞİİRLER
İşte geldik gidiyoruz
Hoşça kal kardeşim deniz
Biraz çakılından aldık
Birazda masmavi tuzundan
Sonsuzluğundanda biraz
Işığındanda birazcık
Birazcıkda kederinden
Birşeyler anlattın bize
Denizliğin kaderinden
Biraz daha mutluyuz
Biraz daha adam olduk
İşte geldik gidiyoruz
"Hoşça kal kardeşim deniz!"
27 Eylül, Pitsunda, 1958
Nazım Hikmet
BULUT MU OLSAM
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
Nazım Hikmet
|
|
AŞİNA BİR KENTİN BAHAR FOTOĞRAFI
Bir yanda Kızkulesi diğer yanda Boğaziçi’ni bir dantel gibi süsleyen yıllanmış
şehir hatları vapurlarıyla gelen güzel havalar sizi de mahvetmesin.
İstanbul’da hiçbir bahar yoktur ki meşhur bir İstanbul fotoğrafını içinde
barındırmasın. Boğaziçi’yle, mavi suyun üzerinde salınan vapurlarıyla,
Kızkulesi’yle gelir bu kente bahar. Dünyaca ünlü birçok yazar, birçok şair gelip
gitmiş İstanbul’a deniz yoluyla. Birçoğu anılarında İstanbul’dan bahsederken,
içinde bulundukları geminin Haliç’e doğru dümen kırdıktan sonra karşılarına
çıkan manzaraya hayran olduklarını anlatmışlar. Bir yanda bahar güneşini
akşamları arkasında saklayan Kızkulesi, sol tarafta sırayla yapılanmış dünyaca
tanınmış birçok tarihi cami, bir zamanlar padişahların yaşam sürdükleri Topkapı
Sarayı, sağ tarafta Galata Kulesi ve boğazı adeta bir dantel gibi süsleyen
yıllanmış şehir hatları vapurları...
Dünyanın diğer ülkelerinden gelen insanlar bir yana, Anadolu’nun dört bir
yanından gelen herhangi bir insanın hayran kaldığı bir manzara bu. Bir bahar
akşamı işinizi gücünüzü bırakıp boğazı seyre dalarsanız, siz de göreceksiniz bu
manzarayı. Biraz daha dikkatli bakarsanız, vapurların adeta aksak ritimli bir
dans ettiklerini sezinleyeceksiniz. Bir iskelenin arkasında durduğunuzda, önce
çok uzaktan gösterecek biri burnunu, dümeni size doğru kırdıkça büyüyecek
gözünüzde. Sonra kocaman gövdesini bir sandalın yanına yaklaştığında daha iyi
algılayacaksınız. Yanını iskeleye verdiğinde bir hareketlenme başlayacak,
çarkçıbaşı kendi görevini yapacak, halatçı halatı atacak, yolcular da bir sel
gibi akacaklar vapurun içinden. Sonra diğerleri binecek, uzaklaşacak yine vapur.
Sonra bir diğeri gelip aynı ritmi tekrarlayacak...
Yıllar önce Boğaziçi
Günümüzde daha çok zehirli atık taşıyan tankerlerin kazalarıyla anılan İstanbul
Boğazı’nı, Abdülhak Şinasi Hisar’ın yazılarından, onun yaşadığı zamanda, onun
gözleri ile izleyince farklı bir manzara çıkıyor ortaya:
"Boğaziçi’nde, bağdaş kurmuş gibi rahat ve alçak dağlar, çömelmiş gibi
tepeler, aralarında halleşen kadınlar kadar sakin görünür. Su kenarındaki
bayırlar, ağaçlar ve renkler kalbimizin muhabbetli hisleri kadar yumuşak ve
tatlı duyulur. Bu mavi, rüzgârlı sular, beyaz ve geçici bulutlar, bu birleşik
güzellikler bize mutlaka annelerimizin şefkatlerini, çocukluk günlerimizin his
ve hayal dolu saatlerini, dünyanın bize iyi olduğu zamanları hatırlatır... Şimdi
geçmiş Boğaziçi zamanlarımın huzur, haz ve hayal âleminden en çok lezzetle
hatırladığım anlar, eve dönmek için bindiğim akşam vapurlarının köprüden
kalkmağa hazırlandıkları, kalktıkları saniyelerdir... Boğazın hazzına doğru
yüzmeğe kalktığı sırada vapurun vücudunda adeta bir lezzetin ürperişleri
duyulur, o, yarışa iştirak edecek bir at gibi, hisli, sanki kişner, sesler
telaş, memurlar acele eder ve bütün vapur ahalisinde bir neş’e sezilirdi... Ey
Boğaziçi! Vapurlarının o kalkışları, eminim ki bu saniyeleriniz kalbimin
mahfazasına girmiş en kıymetli zamanlardan olmuştur. Elli sene evvel yorulmuş ve
adiliklerden bıkmış çocuğun hülyalarına müsait bir muhite dönerken ruhuna sizin
bıraktığınız beyaz izleri, bugün de o geçmiş günlerde olduğu kadar tamam olarak
ve artık yeni hiçbir şeye duyamayacağım bir heyecan ile duyuyorum..." (Boğaziçi
Yalıları, İstanbul, 1968)
Birbirinden ayrı zaman dilimlerinde yaşayan birçok şaire ve yazara ilham
kaynağı olan Boğaziçi, yaklaşık olarak 16. yüzyılın başlarında Divan
Edebiyatı’na girdi. Birçok şair ve yazar, yüzlerce eserde Boğaziçi’nden
bahsettiler. Fakat bunlar arasında, İstanbul, Boğaziçi ve bahar denilince akla
gelen ilk şair Orhan Veli’dir şüphesiz. Orhan Veli, belki de böyle bir bahar
gününde bir kez daha baktı İstanbul’a ve şiiriyle en güzel İstanbul fotoğrafını
çekti:
"...İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık,
Ağlar çekiliyor dalyanlarda,
Bir kadının suya değiyor ayakları..."
İstanbul'u en iyi anlatan şiir henüz yazılmadı...
İstanbul'u kimse anlatamamış. İstanbul şiirleriyle ilgili kitaplar çıkıyor,
antolojiler yapılıyor, bunlarda benim de şiirlerim var, ama İstanbul'u en iyi
anlatan şiir henüz yazılmadı. Yazılabileceğini de hiç sanmıyorum.
SUNAY AKIN
|